ORTAKÖYLÜ VE BEŞİKTAŞLI TÜRK MÜZİĞİ BESTEKÂRLARI

KEMANİ RIZA EFENDİ: Takriben 1780-1782 yıllarının birinde Beşiktaş'ta doğduğu sanılıyor. Bu nedenle Beşiktaşlı sıfatı ile de uzun yıllar anılmıştır. Bestekâr üç padişah dönemi yaşamasına rağmen, asıl ününü Sultan II.Mahmud döneminde kazandı. Bu dönemde önemli şahsiyetler arasında keman muallimliği yaptı. Enderun'da görev yaparken (Dede Efendi, Dellal-zade, Şakir Ağa, Numan Ağa, Zeki Mehmet Ağa'yla) birlikte fasıllara katıldı. Kırka yakın duygu yüklü güzel şarkılar bestelemiştir. Fakat yapmış olduğu 3 saz eseri onu ölümsüzleştirmiştir. Batı müziğinin etkisinde kalarak tahir-buselik, peşrev ve saz semaisi ile nihavend peşrevini bestelemiştir. Sultan III.Selim'in padişahlık döneminde Enderun'a alınan bestekâr, uzun bir ömür sürerek Padişah Abdülmecid döneminde 1852 yılında öldü ve Beşiktaş'taki Yahya Efendi Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Eserlerinden Bir Örnek: Meyledip ağyarı aldın yanına (Hüzzam Ağır Aksak Şarkı)

NEVRES PAŞA: 14 Ağustos 1826 tarihinde İstanbul'un Beşiktaş semtinde doğdu. Sultan Abdülmecid döneminde Enderun'da görev aldı. Görevi sırasında Kemani Rıza Efendi'nin öğretmen olan kızı Fatma Zehra hanımla evlendi. Böylece kayınbabasından musiki ve keman çalmasını öğrendi. Çok şakacı, nükteyi seven, senli benli bir yapıya sahipti. Abdülaziz döneminde padişah bu hareketlerine kızmış ve onu bazı görevler için İstanbul dışına sürmüştü. 1862 yılında Basmabeyinci olup 1871 yılında istifa edip devlet hizmetinden ayrıldı. Aynı sıralarda hastalanarak tedavi için gittiği Nice'de 23 Kasım 1872 tarihinde öldü. Cenazesi İstanbul'a getirilerek Kanlıca Tekkesi karşısındaki mescidin mezarlığına gömüldü. İçkiye ve keyfine düşkün bir kimseydi. Ancak buna rağmen, yabancı ülkelerden hayli nişanlar ve hediyeler aldı. Kendisi uzun yıllar Beşiktaş'ta, daha sonra da Kanlıca'da oturmuştur.
Eserlerinden Bir Örnek: Vardımki yurdundan ayağ göçürmüş (Şehnaz Divan)

NEYZEN YUSUF PAŞA: 1820 yılında Beşiktaş Mevlevihanesi'nin hareminde doğdu. Sultan II.Mahmud

döneminde 1840 yılında Muzika-i Hümayun'a girdi. Burada Hüseyin Fahrettin Dede'den musikiyi öğrendi ve iyi bir neyzen olarak yetişti. Sultan Mecid ve Abdülaziz döneminde de Saraydan ayrılmadı. Sultan Abdülaziz'in tahtan indirilmesiyle görevinden ayrılarak Beşiktaş Mevlevihanesi'ne neyzenbaşı oldu. Çilesini burada tamamlayarak Dede ünvanını aldı. Şişman, neşeli, esprili ve yakışıklıymış. İçkiye düşkün olduğu için şeyh olamadığına hep üzülürmüş. Bestekâr Küçüksu'da söğüt dallarını keser, ney gibi yontar ve üflermiş. Kendi döneminin en önemli saz eseri bestekârıdır. 23 saz eseri elimizde mevcuttur. 1888 yılında ölen bestekâr Beşiktaş Meslevihanesi türbesine gömüldü.
Eserlerinden Bir Örnek: Nihavend Peşrevi



HÜSEYİN FAHREDDİN DEDE: 1854 yılında şimdiki Çırağan Sarayı'nın bulunduğu yerdeki Beşiktaş Mevlevihanesi'nin (Şeyh dairesi)nde doğdu. Güçlü bir saz ve söz icracısı, ney çalmada ve hanendelikte çağının gerçek bir ustasıydı. Fransızca'yı da iyi konuşurdu. Onun için Rauf Yekta Bey'in günümüze getirdiği tonal sisteminde en büyük danışmanlarından biri olmuştur. Tasavvuf ilminde ve mesnevi okumada çok ustaydı. Alçak gönüllü, asil hareketli, etkili ve güzel konuşan, eli açık, hayırsever bir kimseydi. Başlıca öğrencileri; Rauf Yekta Bey, İsmail Hakkı Bey, Kazım Uz, Hüseyin Sadettin Arel, Suphi Ezgi ve Ahmet Irsoy'dur. Dügâh makamındaki ayin için yaptığı peşrevi iki saz semaisi ve beş tane söz eseri vardır. 1911 yılında hastalanan bestekâr, koleradan vefat etti ve tekkenin mezarlığında toprağa verildi.
Eserlerinden Bir Örnek: Acem-aşiran ayini.

SEYFETTİN OSMANOĞLU: 21 Eylül 1874 tarihinde Beşiktaş Sarayı'nda doğdu. Sultan Abdülaziz ile Gevherin Valide Sultan'ın beş oğlunun en küçüğüdür. Sarayda tambur ve kemençe çalmasını öğrendi. Aynı zamanda iyi bir hanende idi. Osmanlı Hanedanının yurt dışına çıkarılışından sonra Nice'ye yerleşti. 19 Ekim 1926 tarihinde burada öldü. Cenazesi Suriye'ye götürülerek Sultan Vahdettin'in mezarının yanına defnedildi. Seyfettin Efendi iyi bir bestekârdır. Günümüze 6 peşrev, 7 saz semai, 8 ilâhi, 1 kâr, 8 beste, 1 ağır semai, 2 şakı ve iki tavşancası gelebilmiştir.
Eserlerinden Bir Örnek: Bayati makamındaki peşrevi.




ŞERİF İÇLİ: 20 Aralık 1899 tarihinde Beşiktaş'ta doğdu. Uda olan merakı yüzünden memuriyetliği bıraktı. Zaman zaman Çankaya Köşkü'nden ud çalması için çağrılıyordu. 1938 yılında kaşeli sanatçı olarak Ankara Radyosu'nda göreve başladı. 1946 yılında Hakkı Derman, Mefharet Yıldırım, Mustafa Çağlar ile birlikte istifa ederek Maksim Gazinosu'nda çalışmak üzere İstanbul'a geldi. İstanbul Radyosu'nun açılışından sonra programlara katıldı. Neyzen İhsan Bey'in kurduğu Beşiktaş Musiki Kulübü (1921) ilk çalışma sahasıdır. Eserlerinde özellikle prozodi hatası yapmaması dikkat çeker. Mükemmel eserler meydana getiren bestekârın eserleri dönemin meşhur sanatçıları tarafından plaklara okunmuştur. Çok iyi ud çalar ve çok da güzel fasıl icra ederdi. İyi bir hanende olduğu da söylenir. Günümüz bestekârlarından Prof. Dr. Selahattin İçli, bestekârın yakın akrabasıdır. Yetmiş kadar şarkısı, bir saz Semaisi, neva makamında bir Yürük Semaisi elimizde mevcuttur. 1956 yılının Şubat ayının 13.günü Radyoevi'nde bir provada fenalaşan Şerif İçli arkadaşlarının kolları arasında hayata gözlerini yumdu. Cenazesi Feriköy Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir.
Eserlerinden Bir Örnek: Gözlerin hayran bakarmış (Devr-i Hindi Uşşak Şarkı)

SELAHATTİN İÇLİ: 6 Ekim 1923 yılında Beşiktaş'ta doğdu. Musikiye babasının teşvikiyle başladı. 1946 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. Önce askerlik için Balıkesir'e yerleşen bestekâr, daha sonra İstanbul'a geri döndü. Ekrem Karadeniz'den musiki dersleri alarak üniversite korosuna devam etti. 1942 yılında tanıştığı Selahattin Pınar'dan yararlandı. Şerif İçli 1945 yılında Ankara'dan İstanbul'a gelince, bu sanatkârın ölümüne kadar çok istifadeler sağladı. Çok eserler besteleyen sanatkâr, “hafif müzik”le de uğraşmakta ve bu bakımdan bu özeliği de eserlerine yansıtmaktadır. Halen İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nda öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.
Eserlerinden Bir Örnek: Bitmez tükenmez bu dert ömür diyorlar buna (Kürdilihicazkar, Curcuna Şarkı)

Not: Neo-klâsik dönem bestekarlarından Hacı Arif bey ve Mahmud Celalettin Paşa her ne kadar Ortaköy doğumlu olmasalar da, mezarları bu beldedeki Yahya Efendi Mezarlığı içindedir, fakat ne yazık ki mezar yerleri belli değildir.

ORTAKÖYLÜ VE BEŞİKTAŞLI AZINLIK TÜRK MÜZİĞİ BESTEKÂRLARI

TANBURİ İZAK: Yahudi asıllı bir sanatkâr olan İzak'ın asıl adı İzak Fresko Romano'dur. 1745 yılında Ortaköy'de doğdu. Musikimize Zaharya'dan sonra yetişmiş en kudretli azınlık bestekârlarımızdan biridir. Çok iyi bir tanbur üstadı idi. Sultan III.Selim onun en parlak döneminde kendisine epeyce destek vermiştir. Sözlü eserlerindeki parlaklık da hemen göze çarpar. Sadullah Ağa'yla birlikte Şedd-i Araban takımı padişaha sunmuştur. III.Selim, tanburda en istikrarlı öğrencisi idi. Kendisi nota kullanmadığı için çok eseri unutulmuştur. Günümüze 37 peşrev, 28 saz semaisi, 5 beste, 1 ağır semai, 3 yürük semai gelebilmiştir. Bestekâr, II.Mahmud zamanında 7-8 sene yaşadıktan sonra, tahminen 1814'te ölmüştür.
Eserlerinden Bir Örnek: Bileydi derdi derunum (Gülizar Yürük Semai)


KEMANİ TATYOS EFENDİ: Gerçek adı Tateos Enkserciyan olan Tatyos Efendi, 1858 yılında İstanbul'da Ortaköy'de doğdu. Önceleri dayısından kanun dersleri alan sanatçı daha sonra bu sazı bırakarak Kemani Kör Sebuh'tan keman çalmasını öğrendi. Hanende Astik Ağa'dan aldığı derslerle musiki bilgisini genişletti ve fasıllara katıldı. Kemençeci Vasilaki ve Tanburi Cemil Bey'le arkadaşlık kurmuş ve bu ilişkiler saz eserlerine hemen güzellik ve kalite getirmiştir. Çok iyi nota bildiği halde, zamanında tespit edilemediği için eserlerinin çoğu unutulmuştur. Aynı zamanda şair olan bestekâr eserlerinin sözlerini kendi yazmıştır. Tatyos Efendi çatık kaşlı, pos bıyıklı, kısa boylu, kalender yaradılışlı, hafif şehla gözlü bir kimseymiş. Fazla içki sağlığını bozmuş, çalışamaz olmuştu. Ahmet Rasim Bey son günlerinin en vefalı dostu idi. Karaciğer sirozu denilen “kara sarılık” hastalığından 16 Mart 1913 tarihinde ölmüştür. Mezarlığı Kadıköy Uzunçayır Ermeni mezarlığındadır.
Eserlerinden Bir Örnek: Bu akşam gün batarken gel (Uşşak Aksak Şarkı)


HANENDE BOĞOS EFENDİ:
Boğos Efendi, Hanende Astik Ağa'nın oğludur. Bu nedenle Astik-zade Boğos lakabıyla anılır. Bestekâr 1872 yılında İstanbul, Ortaköy'de doğdu. İlk musiki derslerini babasından aldı. Başarılı ve güzel serli bir hanende olarak tanındı, piyasada çalıştı. Hoşsehbet, neşeli, güzel konuşan, büyük burunlu şişman bir kimseydi. Koleksiyonu 11 defter olarak T.R.T. Müzik Dairesi arşivinde bulunuyor. 10 kadar eseri elimizde mevcuttur. Bir barsak ameliyatı sonucu 1945 yılında Bakırköy Ermeni Hastanesi'nde öldü ve Bakırköy Mezarlığı'na defnedildi.
Eserlerinden Bir Örnek: Ayrı düştüm görmedim cananımı (Hicaz Yürük Semai)